Nefes arası sokaklarda yaşarken tarihe dipnotlar düştüm. Yarattığım korku tapınaklarımdan kaçan ilk duyguydu umutlarım.
Önce imgelerini çoğalttım veresiye aldığım mutluluklarımın. Sonra karaborsaya düşen mavilikleri topladım bir bir.
Gökyüzünün siyahını maviyle takas yaptım sonra.
Çocuklar unutmasın diye mavilikleri. Kendimle yaptığım kavgalarımı yamalı bir bohçaya doldurdum. Sonra farkına vardım yarım kalmışlıkların soğuk sesini yanımda.
Mavilikler siyaha çaldı yine…..
Oysa ne kadar uğraşmıştım rengi beyaz olsun diye gecenin. Duyguların üzerine çöreklenirken gece, rengi yine siyahtı büyüttüğüm enkazların.
Bir de yıkıntılarında kayboluyordum kimsesizliklerin.
Depremleri çoğaldı yüreğimin, artçı sarsıntılardan henüz yeni çıkmışken firari umutlarım, asılı kalıyorum kendi kendime.
Şimdi korkuyor ve kımıldamıyorum artık.
İşte o zaman yıkılır kent, bedeni esir düşer ruhların. Köhne bir yalnızlık acı çığlıklar mırıldanır kuytulardan.
O zaman gökyüzü karalar bağlar. Yas tutar gecenin karanlığıyla birlikte. Çocuklar unutur mavilikleri, yorulur, küser duyguları yarınlara.
Nefes arası sokaklarda kovalarken hayatı unuttuk mavilikleri.
Çocukları da küstürdük üstelik.
Her yalnızlık bir umutsuzluğa gebe kalmamalıydı oysa. Hayatımız iki artı bir eksiyken denklemler de eksiye eş değer olmamalıydı.
“Sıfır”ları bol, notları kırık tükenişlerde yok ediyor beden ruhu. Tökezlerken asfaltlarda, patikalarda koştuğumuzu unuttuk.
Bir de tozlu raflar arasına sıkışıp kalan çocukları.
Etiketler:
Paylaş
-
▶ Bu yoruma cevap ver